Bu Blogda Ara

20 Ağustos 2017 Pazar

SÜMENALTI DUYGULAR


Hayatımın her döneminde güzelin yerine çirkini,güne ve zamana bir çok olumsuzluk katan özellikle kötü cümleleri insanları,olayları hep unutmuş, olmamış,görmemiş,duymamış gibi yapmayı, olanlardan ve olmuşlardan soyutlanmayı dünyamı ellerimle değil, beynimdeki iyimser gözlüklerle seyretmeyi,kendi kendimi kandırmayı seçmeyi tercih ettiğimi fark ettim.Hani bir tarafa bakarken hızla uçup giden bir sineği görmemek veya ışığın içinde karanlık bir nokta görsen bile aydınlığa bakmak gibi. Veya yemeğin içine düşen sineği bir kaşıkla atıp aynı tabaktan yemeğe çalışmak gibi. İyi bir gözlemci olduğumu söyleyemeyeceğim. Çünkü gözlemci önce bakar, sonra ayırt eder, ben her şeyi olup bittikten sonra bile görmezden gelmeyi alışkanlık ederek kandırılmayı, bile isteye aldatılmayı, bilmektense hiç bir şey anlamamayı, hatta bildiğimi bilmiyorcuşcasına yaşamayı, kolay yol seçenlerdenim. Kolay değil aslında görmezden gelebilmek çirkini… Halbuki en zoru bu, bilmezler yaşamayanlar, anlayamaz beni.


Susmak ve hem dilsiz, hem sağır olmak, hem de kör, ne mümkün!


Göz ardı ettiğim her kötü söz,her yaralayıcı taş,her acı, aslında hep beynimin bir kenarında ağırlaştıkça ağırlaşır ve sonunda bir gün olmadık bir sudan bir sebebe sel olur taşardı. Bu da fol yok yumurta yok, sen şimdi nasıl çılbır yaparsını doğurdu hep. Hattâ geçen yıl beş yıl önce söylediği ve o zaman cevap vermeyi bile kaldıramayacağımı düşündüğüm için sustuğum bir sözü için arkadaş sandığım birine mesajla sitem etmişliğim ve ilişkimi o mesajla kesmişliğim vardır (gördüğünüz gibi,beni sevmek zor 🙂).Olmuşa olmamış gibi yapmak sanırım benim en büyük hünerim, belki de kusurlu kabahatim. Şimdi anlıyorum ki, kötüyü yaşamak da hayata dair. Bunu çözümlemem yıllarımı alsa da, karakterimin içinden söküp atamamak , elimde olmayanı zorlamak, zoruma gidiyor, itiraf etmeliyim . Ölü evinde ağlanır, düğün evinde oynanır gerçeğini yaşamaktan hep kaçtığımı elliye merdiven dayadığımda fark ettim.
 
Bir gözün kapalıysa herkes tarafından sevilirsin, sevenin çok, dostun arkadaşın, yarenin çok ama candan çok cânânın yoktur. Verdikçe aldığın sürece hep var çevrende insanlar. Ne zaman ki ben varım, gözüm görüyor, kulağım duyuyor diyorsun, bakıyorsun kimse kalmamış! Dost, arkadaş, kardeş, yaren, cândan bildiğin ne varsa ışığın içindeki karanlık noktayla birlikte silinip gidiyor. Kalakalıyorsun kendinle. Görebildiğin gerçekler ne kadar yarenlik edebilirse öyle, o kadar kendinsin, o kadar ruhun da, dünyan da sadeleşiyor. Bir bakıyorsun gecen de sen, gündüzün de sen olmuş, kalakalmışsın varım dediğin senle.


Bilmek, en büyük yük gerçekten. Bilmediğin görmediğinle yetinebiliyorsun da farkına vardığın fakirleştiriyor seni. Elde yok, avuçta yok kalıyor sevgiler. Yine de gerçekleri taşımak için yürek gerek, onca gözün kör, kulağın sağırken taşıdıklarının yaşanmışlığıyla karşılaştırdığında yine de ânı yaşayabilmek, savaşılacaksa da savaşın içinde silah kuşanmasını becerebilerek, sevilecekse de yüreğini göstere göstere ortaya koyarak yaşamayı bilmekmiş maharet, öğrendim…


Hayal etmenin de bir sonu varmış, anladım.


.


ferkul
.

18 ağustos2017
03:06

7 Haziran 2017 Çarşamba

YAŞAYABİLME TÜRKÜSÜ



Ve ,  büyüdük.  Büyümeyi maharetten sayarak, bütün fidanlar küçülürken  içimizde, hep bir çocuk türküsü.  Nasıl da silinmez  o çocukluğun büyüsü.  Sebepsiz gülüşler, karşılıksız sevmeler ve masumiyet … Büyüdük  işte,  büyüdükçe birikti  yürekte yalnızlığın sesi, dinmeyen bir fırtına gibi, çağlayan bir su gibi, dağ başları dinginliğini arayarak, gah kızarak kendimize,  gâh susarak dışarıdaki yalan dolana, gâh susayarak bir damla sevgiye, peşinden koştuğumuz her gün, her geceyi büyümekten sayarak, büyüdük işte marifet büyümekteymiş sanarak. 



Büyüdük, eksilmeden, eskitmeden yaşamları bir gün geçirmeyerek. Saçlarımıza düşen aklar habercisi her büyümenin küçülmekten ibaret olduğunu. Görmedik, göremedik büyümenin büyüsü çepeçevre kuşatmışken dünyamızı. Bazen bir yağmur damlası getirdi bizi kendimize, bazen akşamları kapanan bir papatyanın yaprağına daldı gitti gözlerimiz. Bazen de kokusu bir menekşenin silinip giderken hatıralardan, uyandık, bitmeyen bir büyümek düşünün ortasında kalarak. Büyüdük, kirlendi üstümüz başımız, yüreğimiz.



Büyüdük işte, ne bir parça iyilik kaldı çocuk yüreğimizde, ne de bir parça masumiyet yanımızda getirdiğimiz. Büyümek ne  zormuş ,  büyüyen sadece   biriktirdiğimiz keşkelermiş  aslında,  dediğimiz anlardayız şimdi. O keşkeler  ki neler saklar kim bilir her bir ah’ın içinde. Her bir ah, bir yaş daha küçültürken düşlerimizi, büyüdük marifet büyümekteymiş sanarak.



Halbuki yağ satardık, bal satardık, bir toptan bile can verirdik, can alırdık, beş taşların her biri çoğalıp giderken her yıl, çocuk yüreklerimizi büyüttük bedenimizle beraber. Küskünlüğümüz kendimize her oynanan oyunda, her başımıza gelen şeyde kendimizden koparttığımızı bilmeyerek, büyüttük kini, nefreti, azalttık, çoğaltmadık sevgi denilen hayat suyunu.

Büyüdük işte, şimdi tatsız, tuzsuz bir çay yudumladığımız, her nefes alış verişte yaşamayı başardığımızı sandığımız bir yaşamayabilmenin türküsü dilimizde.  Nakaratı   döner durur çocukluğun. Kalakaldık  öylece,  büyümüş , ama içimizde susmayan bir  çocuk ağıdıyla…



Büyümeseydik mi, ne?...



ferkul

6haziran 2017

02:08

20 Mayıs 2017 Cumartesi

YARIM ŞİİR

YARIM ŞİİR

Eksik yaşıyorsunuz dostlar, eksik. Ya akşamdan kalmış bir sabah, ya sabahtan kalmış eksik bir kuş sesi uykularınız. Kışınız bahar kesmiş, baharınız kış sizin, gününüz yarısı yudumlanmış çay bardağı .


Umudunuz da eksik yarınlara, kurabildiğiniz hayaller de. Dünden arta kalmış bir gün yaşadığınız , yarından ertesi  yok. 


Ne kadar erteleseniz,  ne kadar öteleseniz de umutları, karanlıktan ötesi yok. Hep bir yarım sevdalar, hep bir yarım ay geceniz, hep yarım kavuşmalar, hepsinin bütünü yok. 


Uzatsan yâre bir gül dalı, dikeni üstünde yarım. Sevmeleriniz eksik,  yeminleriniz yarım. Yarım aşklarınız, yaşamışlığınız yarım.


Ne kadar versen, versen, biriktirsen emekleri, kadir yok, kıymet yok, kendini bilen yok ki, seni sende bilsin…  Bütünden bihaber kalmış yarımlarınız.


Dağ biriktirsen, ova aşsan, yürüsen, yürüsen, adımlarınız değil, yollarınız yarım.


Geceniz yıldızsız, aysız, gündüzünüz renkleri eksik bir gökkuşağı…  Güneşiniz yarım.

Kendinden saklasan da kendini, aynada yüzünüz yarım…


Eksik yaşıyorsunuz dostlar...


Eksik.


.

ferkul

‎22 ‎Mart ‎2017, ‏‎00:57


27 Şubat 2017 Pazartesi

bahar/a/



Ve bahar,
Geldi, kondu pencereme
Serçe desem, serçe değil
Karga desem, karga değil
Şarkı söyler, şiir değil
İlaç desem, merhem değil
Yar desem, yaren değil.

Git, desen gitmez
Kal, desen kalmaz
Kıvrak, nazlı, cilveli
Bir açılır, bir kapanır gözleri
Bir ısıtır, bir üşütür yüreğimi
Sağı, solu belli değil,
Bu baharı ne etmeli?



ferkul
23 şubat2017
10:53



17 Ocak 2017 Salı

denizime



Sende çılgın dalgalar
Serde deli bir yürek
Bana senden gayrı yar mı gerek?
Mevsim kışmış, yazmış ne fark eder
Maviliğinde demlenen sükûtun yeter...



ferkul
15 ocak 2016
16:00