Bu Blogda Ara

13 Temmuz 2018 Cuma

yeter mi



İçimde tufandan kalan
Rüzgârsız bir uğultu
Yine kaybettim
İçimdeki çocuğu.

Desem ki çıka gelse yâr
Çiçek açar mı o bahar?
Geçti mevsim
Bitti şiir,
Neye yarar?

Bütün sokaklar çıkmaz
Bütün caddeler bana dar.

Koşsam, yürüsem
Hızlı hızlı,
Düşünsem,
Üşümesem yıldızsız akşamlarda
Taşa vursam
Başı tutsam
Devirsem bütün çamları
Reva mı
Haberi var mı?


Dost demesem
Yâr etmesem,
Var etmesem
Umut desem
Unut desem
Gel desem
Dünü geçtim
Yarın var mı?


İnadına yaşayarak
Uzaklaşsam kıyıdan
Bir küçük yelkenliyle
Düşsüzlüğe el sallayarak
Savursam dumanını
Cigaramın,
Savrulsam.

Yazsam,
Sussam,
Uyusam.

Geçer mi?


Bir denize
Bir martı

Yeter mi?



.
ferkul
4şubat2108
18:28

..

Şair,
Beğenmedim.
Sil baştan
Yaz
Şiiri...


.
ferkul

kürkçü dükkanı



Toprağımdayım. Yürüyorum uzun uzun.Çocukluğumun ve gençliğimin sesini duyuyorum kaldırımlarında. Attığım her adımda saçları iki yana örgülü o küçük sessiz kızı hatırlatıyor sanki. Caddelere uzanıyorum, dükkân ve mağazalara. Şehirleşmenin soğuğu yansımış kaldırım taşlarına, yerleşmiş sanki. Işıltılı, aydınlık sokaklar. Yine diyorum, yine buz gibi taşlar, burada da buldu beni. Üşüttü yaz sıcağında ellerimi.


Ayaklarım meydana götürüyor istemsiz bir kaç adım daha.Babamın dükkânı yerinde duruyor, sanki hâlâ yaşıyormuş gibi. Kapısından içeri girsem karşılayacak, yine "ben geldim baba" desem elime tutuşturacak sanki gözlerini. Halbuki ismi değişmiş, rengârenk ve çeşit çeşit telefonlar kaplamış dokuttuğu halıların yerini. İnsanlar ölünce duvarlar yaşar mı ki? Toprağın altından da tutar mı insan insanın yüreğinden, duyar mı ki sesini?


Gençler geçiyor yanımdan, çocuklar, gülümseyen yüzleri, canlı kanlı bir neşe.
Mutlu bir toprak benim toprağım, dedirten bir samimiyet. Bizler de mi öyleydik, ne çok anlamsız şeylere gülerdik, ne çok sebep bulunurdu kahkahaya onca kederin ortasında. Ne çok üzülürdük bir karıncanın yuvasına, kanadı kırık kuşa. Papatyanın akşam olunca yere kapanışına yazdığım şiir geliyor aklıma, gülümsüyorum. Gülümseten hatıralar da varmış diyorum. Belki de büyümek en çok gülüşlerini çalıyor insanın dudaklarının kenarından. Daha az konuşup, daha az gülmek mi büyümek demek?



Yıllarca memleketten uzak yaşarsan, sokaklar boyunca yürüdükçe selamlaştığın, iki kelime derken, dakikalarca kaldırımı işgal ettiğin günleri özlersin. Bazen yürüdükçe yüzlere bakarsın, tanıdık bir göz görememek de hüzünlendirir seni. Bu hüzün zaten sana yazdıran, değil mi?
Şimdi toprağımdayım.Çocuklar büyümüş, gençler yaşlanmış, tanıdık bir gülümseme arasam da görememek şaşırttı beni. Yine de gülümsedim bana benzemeyen çocuklara.Her zamanki meşhur motor sevdalısı halkıma, önümden geçen biri siyah, biri beyaz bakan uysal köpeklere. Sıkışık olmayan, korna sesi duyulmayan trafiğe.


Huzur.


Çocukluğun ve gençliğin sesini duymakta mıymış? Aynadan seyredermiş gibi kendini, yürümek miymiş? ferkul'un geçtiği sokaklardan geçerken adını yazmak mıymış, bir kaç duvara silinmiş bir kalemle? Yıllar önceden bilip tanıdığın, eskimiş ama yürekli evlerin kapılarını çalıp çalıp kaçmak isteğinde miymiş😊


Yeniden ve hep varmış gibi, yine o küçük kızmış gibi hissetmek miymiş?

Belki de huzur, hâlâ sevdiklerinle var olabilen bir toprağa ayaklarınla dimdik basabilmekte.



Ne dersiniz?




.


ferkul
9temmuz2018
21.44

.
( Belki devamı gelir, kimbilir? Bir dahaki sefere bahçemizdeki ayva ağacının ve kokulu derenin hikayesini anlatır ferkul.
Olur mu, olur😊)

söyle


Karanlığa isyan ederdi
Dili olsaydı, gecenin.


Halbuki suç, güneşin.
Ne vardı bir kızıllık uğruna dağların ardına saklanacak? Ne vardı ışıksız bir aya teslim olacak?


Bekle dur şimdi, sabah olsun, gün ışısın, gülümseyeyim diye kırmızı güllere. Onlar da solar yaz geçince, mevsim bitince.
 

Bakarsın işte böyle uzaktaan uzaktan. Sakınır gibi kendi ışığını yansıtan aydan, saklanır gibi kendinden.

Bekle dur aydınlığı. Her gün, her akşam böylesi bir sabahı beklemek, bir gece lambasına tutsak, böylesi bulutsuzluk, bu kadar mavisizlik yetişmez mi?

Kolaysa sabret şimdi.Yıldız say dur, onlar da vefasız çıksın, kaysın gitsin karanlığın içinden.

Çık çıkabilirsen işin içinden.Yırt at geceyi, sabahları bulabilirsen.



İşin yoksa bir şey söyle.



.


ferkul
8 temmuz2018
03.06

sevmek



Sevmesini bilmeyene, altın tabakta sevgi sunsanız bile zehir zanneder.

Sevgi, ustalık işi. Acemiliği kaldırmaz, vermesini bilmiyorsan alamazsın da. Eline, yüzüne bulaştırırsın, sonra ah ile vah ile geçer ömrün. 

Ne zenginler gördüm bir samimi gülüşe hasret, ne fakirler gördüm gülüşünü kuru ekmeğe katık etmiş, inançla, güvenle, sarmış sarmalamış etrafını ışığıyla, dünyasından cennet yaratmış kendine de, sevenine de.

İnsanın en değerli hazinesi merhametle ve sevgiyle yoğrulmuş kalbi. Kıymet bilene de, bilemeyene de veriniz. Gün olur, devran döner. Kul bilmezse yaradan bilir . O'nun verişi sağnakta kum gibidir. Ki, ancak sabredenler eninde sonunda yüzü gülenlerdir.


Sevmekten vazgeçmemek zordur. Zoru başarmak da herkesin harcı değil.Sevmesini bilmeyen kurumuş yüreklere merhamet serpmek iyi ve yürekli insanların işi. İyilikten, güzellikten vazgeçmeyen kazanır, kaybetmez asla. Kötü kazandığını zanneder, halbuki kazanan her zaman karşılıksız sevendir. 

Sevin, sevinin... Bakın, görün o zaman nasıl mavi gökyüzü, kuşlar nasıl kanat çırpıyor, kırmızı gül nasıl kokuyor, gün nasıl anlamlı, geceniz nasıl da aydınlık!
 Ve yüreğinize nasıl da huzur doluyor?


Herşeye rağmen,


Herşeye rağmen,
 


Sevmek...
.


ferkul
11 temmuz2018
21.32

yağmur kaçağı






Yağmur sıcağı diye bir kavram var ki, gerçeğin ta kendisidir.

Öyle bir sıcak ki, kavrulursun. Başın döner, dünya döner, sen durursun. Sen bungun, hava bungun, su bungun, şiirin zaten bungun. Ne konuşacak derman verir, ne susacak hâl bırakır. Nereye gitsen, ne yapsan, ne etsen boş, ne tarafa baksan yol, yoktur.

Sıcak bu, çekilecek. Kime suç yükleyeceksin?
Ah bu mevsimler! Bütün suç, bahardan kaçan yazda.😊 Yarden , yarenden geçilir, nefesten geçilir mi?

Sonra, birdenbire hiç ummadığın bir anda bir yel eser, bir bulut geçer üstünden. Sağnak bir yağmur bırakır kendini yere, çılgın damlalarla . Sıcak ne kadar çoksa, ne kadar çok bunalttıysa, yağmur o kadar çoktur. Bazen doluya verir, sel doldurur kaldırım taşlarını, bazen çisil çisil yağar toprakla kucaklaşır gibi.

Ha babam yağar , ha babam yağar da yağar, tutamazsın ki yağmurun elinden. Unutursun sıcağı, bungunluğu, sanki yağmur hep varmış, her an ıslakmış gibi umutlar, hiç yaşanmamış gibi o sıkıntı.

Ve hiç ummadığın bir anda birdenbire bir güneş açar ki, şaşakalırsın . Toprağın içine çeken kokusu alır götürür senden, seni. Yedi renkli bir melek bakmaya doyamadığın dağların arasından el sallar gibi ışıldar yüzüne, gözlerine. Aydınlanır gün.

Her şey birdenbire olur.

Gülümsersin.😊

.

ferkul

12 temmuz 2018
18.03

23 Haziran 2018 Cumartesi

hane

Gönül ne gam ister
Ne lafı-i şaháne .
Gönül yâren ister
Yâre baháne...


.


ferkul
21haziran2018
16.3
4

SANA YÜRÜMEK YAKIŞIR ŞİMDİ...


Sana dinginlik yaraşır, bana yalnızlık şimdi. Dönülesi yollardasın, uzanası kollarda.

 Yoksulluktan nasibini almış sözlerin. Yorulmuşsun biteviye yaşarmış’lıklardan… Gibilere tutsaksın şimdi…

Donakalmış ufuklarda gözlerin. Uzak bakışlı, durgun sular almış yüreğini… Kendi sularında yitik kalmışsın, kendi sılanda garip…

Yara da sen saran da sen olmuşsun yâren de sen, kendine kanar, aynalara yakarır olmuş yüzün…

Dört duvar bir odaya adımlarını saymış yürümek bilmez ayakların… Her adım unutturmuş yaşamaktan saydığın duyguları… Bir adım, sevgiye, bir adım hasrete, bir adım geçmişe sayfa olmuş, unutulmuşsun…

Dört duvar, dört çerçeve bu kadar mı hünerli? Böylesi kayboluş yakışmamış sana…
Topla duvardaki resimlerini, dışarıya at adımlarını. Dışarıda umut!


Dışarısı bahar, dışarısı kan kırmızı gün batışı…
Güneşten senden yana, dünya sırtında taşıyor yüreksizliğini…


Yılgın insanlar topluluğu çevrelemiş yaşamını… Yılmaktan yanıldığını göremez olmuşsun… Her geçen günde vazgeçerken kendinden, bir parça eksilirken, küçük bir yumak olmuş benliğin evrende, göremiyorsun… Bir çift göz gerek sana şimdi, bir çift yürek, coşkun denizinde dalgalarıyla seni kaldıracak… Bir çift el gerek tutup kaldıracak…
Silkinip arın şimdi, topla kırık parçalarını dünyadan… Ellerinle yeniden kur, yaşam denilen yanılgıyı…


Yakamozlar gibi, coşkun sular gibi, çağla, haykır, bağır bağırabildiğin kadar, kendini anlat, sevdanı yazar gibi, umuda kuşan zırhını… Açıl özgürlük denizine, yelkenlerin hep fora…
Dik dur kalkamazsın, eğilirsen … Yakışmaz sana düz duvarda yürümek…Yakışmaz sana durgun suda boğulmak… Bütün yollar sana açık, bak.!..


Bak da gör nasıl gözler var sonbaharda bile, umuda çiçek açmış, yaprak dökmemiş…
Sana yürümek yakışır şimdi, kalabalıklar yaraşır…


Bana da senin gitmediğin yollarda yürümek ;
senin kalabalığında yalnızlık...



.


ferkul

23 Eylül 2007 Pazar