Bu Blogda Ara

30 Ağustos 2016 Salı

Bir şiirimsi, alır mıydınız?



HERKESE BİR ŞİİRİMSİ

Makale yazarı olmak isterdim. Popüler bir gazetede her gün yazmak, içimde yıllardır durduramadığım yazma arzusunu tatmin edebileceğim, yenilenerek ve yenileyerek yazdıkça ustalaşacağım yazılar, harika bir fikir, değil mi? Eminim şimdi o gazetede yazan yazarlar da ilk günlerinde ne yazsamlarla kendilerini zorlamış ve ilk birkaç ay yazdıklarını acemice bulmuşlardır. Çok yazmakla usta yazmak arasında ince bir çizgi olduğunu düşünmüşümdür her zaman.


Kendi çapımda bir deneme yazarıyım. Şiir yolunda, şiirimsi denemelere yönelen, kitaplaşamama serüveni içinde yolda kalmış, hala bu yazıları yazıyorsa yazmaktan vazgeçememiş bir denemeci. Yıllar önce çat kapı bir gazeteye gittim, oturdum, ben gazetenizde yazmak istiyorum dedim, adam gülmedi. Ciddiye de almadı. Kadın olduğumu görünce size bir yemek sayfası ayıralım, yaptığınız yemek, pasta ve tatlıları fotoğraflarıyla yayınlayabileceğiniz bir sayfa, size ait olsun, dedi. Hakaret gibi geldi, kalktım, gittim. Şimdi düşünüyorum da, o yemekleri  ne güzel şiirimsilerle süsler, zamanla makaleye, denemeye dönüşen bir köşe açardım kendime. O sayfayı açmalıydım, çorbalarla, karnıyarıklarla başlayıp, sevgiden, denize özlemden, aşktan ve aşksızlıktan, acıdan ve acımaktan söz ederek bitirirdim. Yanılmışım. Bazen elimize düşen fırsatları böyle, bilmeden tersiyle itiveriyoruz, yıllar sonra fark ediyoruz ki, emeklemeden yürümek olmuyor, geçen de geçmiş gitmiş.


Bir gazetede yazsaydım,her gün yeniden doğardı çocuklarım.Hüzünle doğup,neşeyle büyür,serpilip semirir, kocaman adam olurlardı. Biraz zorlanabilirdim, konu bulmak benim gibi şiirden yola çıkan biri için çölde vaha aramak kadar zor olurdu. Çünkü insanlar gündem okumak, olayların neden ve sonuçlarını öğrenmek için okuyor, yorumlamak, yorumlanmış cümleleri hazır bulmak kolaylarına gidiyor. Olan olmuş, oluyor zaten, bazen de ateşin içinde yanmayan bir dal olmak fena olmazdı fikrimce. Göğsünde tonlarca bomba patlatıp onlarca insan ölürken ne şiirden bahsediyorsun sen, diyebilirsiniz. Duyguları yitirmek duyuları ve insan olduğunu unutmayı doğuruyor halbuki.  En zoru  yanan bir koru elinde tutmak, değil midir? Herkese biraz şiir lazım, diye düşünüyorum, her eve bir şiirimsi, lazım…


Sanırım okunmazdı. Siyaset ve günlük savaşların, kavgaların, olumsuz gündemlerin yerine, bir yanda bombalar patlarken, çiçekten, menekşeden, batan günün güzelliğinden, gidenin dönmeyişinden, dönenin bulamayışından, sevgiden ve sevgisizlikten doğan acılardan bahseden bir yazarı kim okur? Yine de ben, yazardım. Günlük hayattan her zaman bir kaçış yolu vardır. O, yol olabilirdim.


Bir makale yazarı değilim. Hiç bir gazetede de yazmadım. Kırk sekiz yıla sığdırdığım, hiç yaşanmamış yıllarımın yaşanası dönemlerini süsleyerek, bazen acıdan ve sevgisizlikten ölerek, bazen denizin bir dalgasıyla martı olup uçarak, yazdım. Kitaplar dolusu denemelerim olsa da hala ne bir köşe yazarıyım, ne de kitabımı basacak kaliteli bir yayınevi kitabını gel basalım demedi. Yazarmışım bile sayılmam. Varsın, olmasın. Yazmayı yaşamaktan sayıyorum. Yaşadıkça, yazacağım, yazdıkça büyümeyecek içimdeki çocukluğum.


Ben bir gazetede yazmıyorum. Yaşamın tam orta yerinde, hayallerinin dokunduğu her köşede, okuduğunuz her yerdeyim. Her eve bir şiirimsi lazım, öyle değil mi? 

Bir şiirimsi, alır mıydınız?

.



ferkul

30ağustos2016

09:58

DÜŞÜN(ME)MEK



DÜŞÜN(ME)MEK



Günlerdir  evden dışarı çıkmıyorum. Yemek yapmıyor, bulaşık yıkamıyorum. Evdeki yerleri silme takıntım dışında hiçbir şey yapmıyorum. Hiç kimseyle görüşmüyor, kendimle de konuşmuyorum.  Öğlenlere kadar, hatta akşamlara kadar yatıp uyumak istememe rağmen dinlenmiş vücut dinlemiyor. Sabah erken kalkıp çay koyuyor, saatlerce çay içip  televizyon dedikleri ses ve görüntü yumağı açık, gah  telefonda, gah tablette oyun oynuyorum.  Sonra  çay bitiyor, bir daha demliyorum, bir daha, bir daha, bir daha…  Balkondan görünen çam ağaçlarına bakıp onlarca sigara yakıyor, bir banktan öbür banka, bir koltuktan öbür koltuğa uzanarak vakit geçiriyorum. Yapmam gereken bir sürü iş olsa da kimin umurunda? Yapmıyorum.



Kendime kendimi protesto ettim. Telefonda   yeni  icat edilen bu oyunların düşünmeyi engellediğini fark ettim.  Oynarken  hiç düşünmüyorsun, sorunlar, geçmiş,  gelecek, şu an, hiçbir şey umurunda olmuyor, oynuyorsun, bitmiyor, ilerlemiyor, sonu  gelmiyor, ama oynamak seni oyalıyor, bir şey kazandırmıyor, boşa geçirilebilmiş hayattan çalınmış saatlerden başka.  Dünyadan uzaklaştırıyor, yorulmuyor, yormuyorsun beynini.  Bir tür uyku transı… Ayıplamayın, bazen herkese lazım, eleştirseniz de kimin umurunda?



Yürümüyorum da.  Halbuki en çok sevdiğim başı boş amaçsız saatlerce yürümektir. Yürümek, düşünmeyi çoğaltıyor,  benim için yürüdükçe büyüyen kelimeler yumağı her adımım. Düşünmeyi kendime yasaklamak yürümemi engelliyor. Yürümeyi de protestodan sayıyorum.


Sevmeye başladım bu boş_luğu. Fark ettim ki düşünmeden, öğrenmeden, bilmeden, öğretmeden, yanılmadan, yanıltmadan, yalansız, kavgasız, savaşsız, saf  yaşamak  da en büyük beceri bence. Ot gibi derler ya, sahiden öyle de olsa, otlar aylarca yeşil kalabiliyorlar, ne rüzgarda, ne yağmurda, ne fırtınada yıkılmıyorlar. Çünkü ot dediğin, yerde bitiyor, ezip geçsen de üstünden, kendini çok zaman geçmeden düzeltip yine çimen olabiliyor. Öyle kolay değil ot olması da. O yüzden küçümsemeseniz iyi olur bence…


En çok akşamüstü boş_luğunu seviyorum. Oturuyorsun, uzaklara dalıp, dağların arasından görünen giden akşamın  kızıllığı sana el sallar gibi bakarken  içtiğin çay sigara sana kendini hatırlatıyor.


Uyanmak istemediğim bir rüyada gibiyim. Boşluk, tembellik, verimsizlik, hiç bir şey yapmadan hiçliği kabullenmek güzelmiş aslında diyorum. Yılardır kendimi bu kadar boş bırakmadığımı fark ediyorum, gülümsüyorum.


Yalnızlık güzelmiş, diyorum


Uykuda olan herkese ve her şeye uyarak, uyuyormuş  gibiyi  yaşamak  güzelmiş. Herkes uyurken uyanık olman kimin umurunda ki?


Boş luk güzelmiş. Amaçsızca, koşturmadan, koşmadan, yorulmadan, düşünmeden yaşamak güzelmiş. Sanırım insanı yaşlandıran, yoran ve yıpratan düşünmek .  

 Düşünmeden yaşanan bir hayat daha uzun, çizgisiz, çöküntüsüz ,  kırıksız ve kaygısız yaşanırdı  ,eminim.


Kendinize 365 günün içinde  böyle bir 5 gün ayırın. Düşün(me)menin ayrıcalığını far edeceksiniz.



Tavsiye ederim.







Not: (( De , düşünme(me)ye dair yaşadığım birkaç gün bu yazıyı yazdırdığına göre, düşünmemeyi düşünmek de çok düşünmekmiş ))

Düşünmekten kaçılmadığını öğrendik sanırım birlikte:   ))





Az önce bir ateş böceği gördüm. Sokak lambasının ışığı etrafında dönüp duruyor, döndükçe ışığı büyüyordu.


Siz hiç ateş böceği gördünüz mü?...





.

ferkul

29 ağustos2016

23:32

29 Ağustos 2016 Pazartesi

24 Ağustos 2016 Çarşamba

hepsi

Hepsi hepsi
Bir kırık çay bardağı
İçtikçe susadığın
Hayattan anladığın
Yaşadığını sandığın
Yılların toplamı...


Hepsi hepsi
Kırılmış
Parçalanmış
Kalpler durağı...




ferkul
20ağustos2016
17:53
Yürek ağlar
Dil susar
Kalem söyler...


ferkul
Gün olur
Sabaha çıkar karanlıklar
Ay
dınlık olur

12 Ağustos 2016 Cuma

gülümse ki, aydınlansın yüzün



GÜLÜMSE Kİ AYDINLANSIN ŞAFAKLAR

Gülümse…


 Ayağa kalk! Diril…


Dünyanın bütün savaşçıları toplarıyla tüfekleriyle, bombardımanıyla, füzesiyle, yalanıyla, dolanıyla, küfrüyle, ihanetiyle, karıyla boranıyla, fırtınası, hatta hortumuyla, üzerine gelse bile, haydi kalk, toplan, toparlan, gülümse…


Kaç kere yenildin, kaç kere yerde buldun kendini. Kaç kere dibe vurdu umutların? Kaç kere yanıldın, kandın, kandırıldın, kalktın? Yine inandın, yine güvendin, yine de sevdin, yenilmedin! Sen, hiç sevmekten, kendinden, vazgeçmedin! İnadına aşkla, sevgiyle, içi gülen gözlerinle yine, yeniden doğmadın mı?


Henüz toprak kurumamışsa, yağmurlar yağıyorsa hala, gün başlıyorsa şafakta her gün, sanki hiç dün olmamış gibi, ve eksilmediyse dünyandan küçük bir çocuğun kahkahası, bitmedi işin.


Bin kere yenilsen de, bin defa vurulsan da göğsünün tam ortasından, bir milyon kez yandıysa da canın, bir gül yeşert kanayan damarların arasından. Karların içinden bir kardelen çıkaran yaradan, seni de çıkartmaz mı bu savaşın ortasından, inançla, nurla, ışıkla, umutla, sevgiyle, diril! Gülümse…


En çok üç gün sürer acı, üç günden sonra gün aydınlık, yarınlar senin!


Gülümse ki,  aydınlansın şafaklar, yenilensin gücün, bileğilensin. Aç bağrını essin varsın kötü rüzgarlar, sen savaştıkça güzelsin. Dön sırtını kurşuna, kurşundan ağırsın, kurşun nedir ki sen var oldukça? Hangi kurşun güzelden ne yana ne varsa barındırdığın  iyiliği, merhameti, doğruyu, sevdayı yıkabilir ki? Sende kaldıkça sen, hiçbir zulüm yıkamaz seni, küllerinden yeniden doğarsın içindeki yangının.


Bir şiir yaz umuda dair, aşka ve inanca kanat çırpsın kuşların.


Bir tek gülüşün dünyayı kurtarır, sen kimsin? Seni mi kurtaramayacak sevginin,inancın gücü?



Gülümse ki geceler sabaha kavuşsun, yıldızlar aya, mevsim bahara. Kaç mevsimler geçti sen gözünü kapatmışken dünyaya, gün güzel, güneş güzel, gökyüzü mavi, yaşamak güzel, sevmek sevilmek güzel, sen neredesin?




Haydi,


Gülümse…





ferkul



26 temmuz2016

12:46

9 Ağustos 2016 Salı