Bu Blogda Ara

9 Ekim 2016 Pazar

BUGÜNÜN HATIRATI




BUGÜNÜN HATIRATI


Kapı açıldı. İkisi birden karşıladılar beni. Saçlarında aklar, yüzlerinde ben hiç değişmedim ifadesi. Neredeyse otuz yıl görüşmedik ama hâlâ aynı yüz, aynı bakış, aynı Nuray, aynı Azmi. Samimiyetin, içtenliğin, gençliğimin, çocukluğumun saf ve temiz yüzü, önderleri. Anne, baba diyecektim demeyeyim şimdi, o kadar yaş almamışlar henüz . Ama bir o kadar çok anne, babalar. Sanırım sadece benim değil, sayısını bilmediğim kaç Fatma’nın, kaç Ayşe’nin, kaç Ali’nin, kaç Mehmet’in babası, annesi onlar.

Hafta sonu olmasına rağmen erkenden uyandım. Heyacanla , sabırsızlıkla kattettim yolu. Kırk sekiz yaşımda olsam da atamadığım çekingenliğimi , o küçük, sessiz sedasız içine kapanık saçı örgülü kızı yaşarım sanmıştım yanlarında. Sanki her gün görüşmüşüz gibi, aradan onca yıl geçmemiş gibi, samimi, içten, birlikte uzun bir kahvaltı, çay sohbeti yaptık. Gençliğimin, saflığın ve kirlenmemişliğin hatıralarını okudum yüzlerinde. Olmuşlardan, olacaklardan, geçmişten, hayallerden, olmamışlardan, otuz yılın açılımından, evlatlardan, torunlardan bahsettik. Torun sevgisi evlat sevgisinden farklıdırı, babamın dediği gibi; evlatlar sermaye, torunlar kârı, yeniden yaşadım gözlerinde. Nasıl da sevgiyle parlıyor gözleri, cümleleri, torundan bahsederken… Hâlbuki asıl cevher kendileri, böyle bir dede ve ninenin torunu olmak bir ayrıcalık. Eminim daha şimdiden hissediyor bunu küçük Erk de.


Nuray hocam emekli olmuş ama sınıfa, zil sesine özlemi var gibi, Azmi hocam da olmuş olmasına ama öğretmenliğin hiç tükenmeyen o çocuk sevgisini kaybetmediği, hâlâ öğrencilerle yeniden başlayıp hiç bitirmeyeceği belli oluyor. Sanırım, öğretmenlik, sınıfta başlayıp mezara kadar süren sonu gelmez bir ömür.

Onlar benim şimdimin sebepleri. Beni ve kardeşlerimi okutmak istemeyen, kız kısmı okur muymuş diyen babama hiç üşenmeden , ısrarla her yıl uzun uzun ikna konuşmaları yapan, yazmama, içimi kaleme ve kağıda dökmeme sebep olan, önderlerim, rehberlerim, en büyük abim, ablam, sebebim, öğretmenlerim.


Onları hala on üç yaşımdaki, on beş yaşımdaki, on sekiz yaşındaki Fatma kadar seviyorum.
İyi ki tanıdım, iyi ki öğretmenim oldular.
Onlarla, yenidenliği yaşamaktan çok mutlu oldum.



Bugün ben öğretmenlerimi ziyaret ettim.

.
ferkul
8 kasım2016
21:19

1 Ekim 2016 Cumartesi

DOĞRUDUR



DOĞRUDUR; KÜLLERİMDEN DOĞUŞUM


Hüzünlü şiirler yazdığım doğru, her bir dizesinden kan damlayan satırlarda yaşattığım hecelerim, kitaplar dolusu yalnızlığım doğrudur, anası ağlayan mutsuz bir çocuk büyüttüğüm yüreğimde, doğrudur pencere önlerinde güneşi gözleyen çiçekleri suladığım.

Günyüzü görmemiş salkım saçak ağaç köklerinde beslediğim doğrudur umutları, her bir hayalin kırılışından topladığım bir çok kırık dalım olduğu da. Bitmez sandığım kederlerden ördüğüm kumral saçlarımın da kısalığı, doğrudur. Her kandığım yalandan sonra kesildi her bir teli. Adını unutup tadını bildiğim acılardan biriktirdim uçlarını, uzadıkça kesiyorum, doğrudur.

Doğrudur bunaldığım, denizi başka mavi, martısı çığlık çığlığa, çekip gidesimin geldiği uzak ufuklara. Doğrudur var ile yok arası duruşum, yüzünde Ayşe’yi gördüğüm çocuğun Fatma olduğunu çok sonradan anlayışım, kalemi ararken silgiyi buluşum, silgiyle yazıyı yazışım doğrudur, gittiğim her yolun sonunda başa dönüşüm, aklımın da yüreğimden sökülüp, yitip gideceğini buradan anlayışım. Doğrudur ara sıra dalıp gitmelerim, gelmeyeceğini bildiğim kimseyi artık beklemeyişim doğrudur, tükenişim, bitişim…

Gülmelerim de olur ara sıra, gözümün bebeğini sakınışım gülüşümden, doğrudur. Olup bitene, yitip gidene, yalana, dolana, masumiyetsiz saflığa. Artık kimseye kanmayışım doğrudur. İnanmayışım her dost gülüşe, yağmurdan sonra çıkan gökkuşağına, karanlıkların aydınlanacağına, yeniden doğacağına bir günün, doğrudur umutsuzluğum.

Yine de: bir küçük su damlası, gecenin içinde parlayıp kayamayan yıldız, sabahın içinde duyduğum bir kuş sesiyle aydınlanır her günüm. Adını söyleyemediğim bir çok fidan yeşerir, büyür içimde. Tükenen her şeyle birlikte tükenmeyen bir ben’ i taşır yüreğim. Uzun saçlarını tarar, geçer aynaya, süslenir. Bazen de bir şarkı mırıldanır içinden. Neşeli, gülümseyen, coşturan şarkılar. Hercai mor menekşelerim vardır, kokusuz, renksiz ama diri. Yürüyüşlerim vardır uzun uzadıya, her adımında kendimi unuttuğum, kaldırım taşlarına adımı yazdığım, mısralarla, şiirle, aşkla yeniden başladığım bitişlerim vardır, usanmadan, bıkmadan yenilediğim, hayallerim.

Doğrudur, içimde kahkahası tükenmeyen bir çocuk beslediğim. Ellisinden sonra büyümeyeceği doğrudur. Varsın büyümesin, serpilmesin, umudu konuştursun, hayali yaşasın, uzamasın, kısalmasın, yaşlanmasın, var olsun. Kimse bilmesin, görmesin, kirlenmesin, kirletmesin, kanmasın, kandırmasın, gülüşü ve direnişi hiç bitmesin.

Doğrudur saçlarımı kısalttığım, böyle yakıştırdığım, her bir telinin kesilişinden sonra akıllanışım.

Bir öyleyim bir böyle, doğrudur istikrarsız duygulanışım. 

Ateş olup yanışım doğrudur, küllerimden yeşermesi bir fidanın.

Hepsi doğru, bir ben yanlışmışım, yanılmışlığım, yaşamışlığım doğrudur hiç yaşamamamışlığımdan türettiğim şiirleyişim…

Doğrudur, dört yanlıştan bir doğru çıkarışım.

Doğrudur bir ferkul’ dan  aydınlanmışlığım… Geceden sabaha uyanışım, gülmüşlüğüm, ağlamışlığım, yazmışlığım.Yaşamamışlığım…


Doğrudur, küllerimden doğuşum…
.
 

ferkul

29.09.2016
21:32